İstanbul’un 100 deyimi

0
272
İstanbul'un 100 deyimi

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. İstanbul’un 100 deyimini aynı kitapta topladı.

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş., masalların, efsanelerin, tarihi olayların kaynaklık ettiği, günlük konuşmalarımızda sıklıkla kullandığımız, dilimize zenginlik katan 100 deyimi, ilginç hikayeleri ile birlikte tek kitapta topladı.

“İstanbul’un 100 Deyimi” isimli kitap, İstanbul’da yaşanmış olayların, İstanbul’da yaşamış tarihi kişiliklerin konu olduğu deyimlerin anlamlarını ve ortaya çıkış hikâyelerini içeriyor.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Çilem Tercüman tarafından kaleme alınan kitap, kültürel değerlerimiz hakkında ipuçları vermenin yanı sıra Türkçenin güzelliklerini bir kez daha hatırlatıyor.
Püsküllü Bela, Dingo’nun Ahırı, Divanyolu’nda Fidan Büyütmek, Eşref Saati, Derdini Marko Paşa’ya Anlat, Serçeden Başka Kuş, Zeyrek’ten Başka Yokuş Bilmemek, Üsküdar’da Sabah Oldu, Göksu Testisi Gibi Terlemek, Ayasofya’da Dilenip Sultanahmet’te Sadaka Vermek, Marmara Çırası Gibi Tutuşmak, Mahşer Midillisi, Surre Devesi Gibi Takıp Takıştırmak, Lahanacı-Bamyacı, Vermeyince Mabud neylesin Mahmud, Hafız Paşa Tokatı ve İçerisi Mahmutpaşa Çarşısı kitapta hikâyeleri ile birlikte yer alan deyimlerden bazıları.

 

İŞTE O DEYİMLER VE HİKÂYELERİNDEN BİRKAÇI:

Ağzınla Kuş Tutsan Nafile “Kişinin kendini yahut yaptığı işi beğendirememesi” anlamında kullanılan “ağzınla kuş tutsan nafile” deyiminin ortaya çıkışı, kaynaklarda şu hikâyeyle nakledilmektedir: Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü dönemlerinde, Fransa ile her alanda iyi ilişkilerin kurulduğu yıllarda bir gün, Topkapı Sarayı’nda huzura kabul edilmeyi bekleyen Fransa elçisi, işinin çok önemli ve acele olduğunu söyleyerek kızlarağasını kendisini bir an önce içeri alması için ikna etmeye çalışır ve buna karşılık şu cevabı alır:

– Şevketli padişahımız bugün çok hiddetli. Biraz önce külahından tavşanlar çıkaran, alev alev yanan çubukları ağzında söndüren, havaya uçurduğu kuşu birkaç sözüyle geri döndürüp ağzıyla ayaklarından yakalayan hünerli bir hokkabazı dahi huzurundan kovdu. Senin anlayacağın, ağzınla kuş tutsan nafile, ama yine de büyük bir hünerin varsa söyle, zat-ı şahaneye arz edeyim.

Amme-i Davadan Zembili Yırtmak Osmanlı’nın meşhur şeyhülislamlarından “Zembilli” lakabıyla tanınan Ali Efendi, evinin üst katındaki penceresinden zembilini sarkıtır, kimin bir sorusu olursa yazarak bu zembile koyar, Ali Efendi de uygun fetvayı yine zembille aşağıya yollarmış. Hatta rivayet odur ki yolda yürürken bile zembilini elinden bırakmaz, herkes yazdığı soruları zembile atarmış. Zembili kısa sürede eskiyen Ali Efendi, yenisini almak için çarşıya gittiğinde işlerinin çokluğundan kinaye olarak alışveriş yaptığı dükkân sahiplerine “Amme-i davadan yine zembili yırttık!” dermiş.

Ateş Pahası Kanuni Sultan Süleyman, maiyetiyle birlikte Halkalı civarında ava çıkar. Aniden başlayan şiddetli bir yağmur, padişah ve adamlarını karşılarına çıkan ilk eve sığınmak zorunda bırakır. Ev sahibinin yaktığı ateşin karşısında elbiselerini kurutup ısınan padişah, yanındakilere dönerek “Şu ateş bin altın eder!” der. Yağmurun dinmemesi üzerine padişah ve maiyetindekiler geceyi de bu evde geçirirler. Konuklarını tanıyamasa da önemli ve zengin şahıslar olduklarını anlayan ev sahibi, sabah ona borcunu soran sultana “Bin bir altın” cevabını verir. Bu cevabın şaşkınlıkla karşılanması üzerine ise ateşe bin altın değeri kendisinin biçtiğini, gecelik konaklamanın ise bir altın olduğunu söyler. “Ateş pahası” deyimi, bu hadise üzerine doğmuştur ve ederinden fazla, çok pahalı şeyler için bugün de yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.

Ayasofya ‘da Dilenip Sultanahmet ‘te Sadaka Vermek Hayatını başkalarının yardımıyla sürdürdüğü halde gösteriş yapmak amacıyla elindekileri etrafa dağıtanlar için kullanılan bu deyim kaynaklarda, “Sultanahmet’te dilenip Ayasofya’da sadaka /zekât vermek” şeklinde geçmektedir.

Zıvanadan Çıkmak Zıvana, eskiden sigaranın veya tütün çubuğunun ağza gelen kısmına konulan kâğıttan yapılmış boruya verilen addır. Ayrıca pek çok kısımdan meydana gelen eşyalarda parçaların birbirine geçmesini sağlayan girinti ve çıkıntılara da zıvana denir. Zıvana yahut zıvanaların olması gereken yerden ayrılması, umulan amaca hizmet etmeyecektir. Dolayısıyla eski İstanbul’da gündelik hayatta bir olay karşısında “çok öfkelenmek”, “delirmek” manasında zıvanadan çıkmak tabiri kullanılmıştır. Günümüzde de bu deyimin kullanımı yaygındır.

Sizce Yorumunuz Nedir ?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.